Görünen Köyün Kılavuzu

16 Nisan 2017 Pazar

Suda

 Hala nasıl da tutunurdum yaşamağa. Tutunmazdım. Hala neye.
Bilirdim, aramazdım, hem bulunmaz da.*

Unutmuşum kendime dediklerimi. Hatırladım. Hatırladım da..
Ah akıl. Akıllan da...

Suya girince sıkıca tutunur musun? Hem neye?
Sen de su sayana kadar kendini bırakırsın da, sen de kendini tuzla, maviyle, yeşille..
O seni kabul eder, o seni bağışlar, o seni temizler, o seni, o seni hem de...

Ve işte yüzersin, kulaçların götürecek seni gitmek istediğin yere.. Sırtında taşıdığın dağları indir de bir bak tepesinden kat ettiğin yollara..
Hem bak bu su seni bilecek hem bu su seni içine, bu su seni içine çekecek, bu su seni de..
Kanarsın. Kana. Kanamadığın kadar evvelinde. Evvel de..

Karaya çalar akan kan. Kara ya..
Temizler. Dibi. Temizdir. Dibin de. Dibi de..
Bu su, bak, bu aykırı, bu tirşe.. Yetişir. Yetişir de...
Karara
       Karara
                Kara.

M' Caner ÖZÇELİK



(*Aramam bulmak için. Bulunmaz da. Belki de yokdur. Ama isterim olmasını.
Özdemir ASAF - Kırılmadık Bir Şey Kalmadı 'dan esinlenerek..)

9 Mart 2017 Perşembe

Gel

 Hala nasılda uzanır göğe.. Neye tutunur da yıkılmadan durur. Yakınmadan..
Dağa mı özenir,  taşı mı kıskanır? Bassam kırılıp ezilir, tutup kaldırsam gücenir mi acaba.. Batık gemi, yıkık liman, sürgün forsa..
Acaba sen hangisinin benzer ahı ile düştün bu yollara.. Seni kim kopardı, sürüldüğün hangi toprak parçası şimdi.. Hangi gök için uzanıp uzanıp süründüğün. Ak güvercin, iğde çekirdeği, kuru dal parçası..

 Oysa bayram çocuğu gibi şendir gökyüzü.
Ben açarım ellerimi de tutunacak yer bulamam, çıkacak basamak ararım da takılıp düşerim. Kanatlarımı İkarus aldı. Sevincimi de ben toprağa gömdüm. Çünkü seni gördüm.. Sen göğü sabit tutan yaşam ağacı. Sen yeşerten ve yaşatan. Sen tüm ağaçların anası.

Kimi zaman kederden sağanak olur yağar da,
kurumuş nar hala kırmızı.

 Ey bükülmüş bel, taçsız hükümdar, gri parçası.. Ey bin kollu anadan kopmuş öksüz el.
Çabanı gördüm. Çabanı takdir ettim. Artık bırak kendini de dinlen bu amaçsız görevden..
Bak ayrıldın gövdenden, artık yalnız bacaksın adımsız.
Kolların doymak bilmez bebek gibi yapışmış memeye ama daha büyümezsin sen.
Görmezsen.

Biliyorum ev bir başkasıdır bazen.
Bir geç, bir göç, bir kedi, bir ses, bir sus
İki göz, bir duy, kar tanesi,
Hüthüt kuşları, incir ağaçları, limon sarısı, akan çatı
Toprak kokusu, her rengin taç yaprağı, beyazın aykırılığı ve grinin
Ve belki de kendine çekildiğin sular
Gel gitlerinle tabii, aşikar.
Ama en çokta söyleyemediklerindir evin.
En çok da bu yüzden susarsın ya,
Dilin damağın kurur da kopar.

Haydi gel.
Ama gel.
Fakat gel.
Şimdi gel.
Şu an gel.
Gecikmeyelim.

M' Caner ÖZÇELİK

6 Mart 2017 Pazartesi

Kopuk

 Ben bahçeler içinde büyüdüm. Beton basamaklar yorar beni.
Yeşiller, sarılar, uzundu geceler. Ceviz ağaçları, kavaklar, üzümler, asmalar, aslanağzı zambaklar.. Böğürtlen ağacının yetiştiği sulak topraklarda yürüdüm.
Yürümezsem gene, limon ağacı sorar beni.
Hem sonra kim şaşırır benim yerime, geceyi yarıp aydınlatarak incir ağacının göğe açtığı kolları arasından atlayan beyaz gelinciğe?

 Şimdi yüküm ağır, yüküm hepsinden. Nefesim kesilir çıktıkça, kafesim kısılır. Kapana kapana dört duvar.. Birinin ortasında bir delik, dışarıyı içeri taşırım sanar. Ses etmem. Birinde başka büyükçe bir yarık, çeker giderim sanar. Oysa bir başka dört duvar. Susarım.
Kapanır kapılar da bakakalırım. Kapılar birer birer. Duvar.

 Ayrık otları anamdır özlemini çektiğim, aslanağzı zambaklar babam sakallarına aklar düşürdüğüm.
Ellerini mi bıraktım kayboldu? Zamanlar mı çabucak geçti?
Eminim kırdı gene bir camı, kırık parçaların korkusunda uyuyakaldı.
Şuralarda bir yerlerde çocukluğum da olacaktı.

İncirin sütü yavan, limonun tadı eskiden ekşiydi, şimdi ekşidi hepsinden.
Eskiden her şeyi verirdi toprak, şimdi yükü benden ağır. Çatladı sabrından, kuru güllerini döker.
Yetişen yok ki işinden, herkesin başından aşar.

Bir avuç alsam eksilir mi okyanus? Bir taşını düşürsem devrilir mi dağ? Semadan bulutlar yağdırır da temizler, peki ya koca göğü ne yıkar?
Belli ki insanı ne yıkarsa.. Keder.
Ama değer.

Yazdıklarım yaşadıklarım mı yoksa yazdıklarımı mı yaşıyorum? Taşıyorum. Paramparça şimdi özenle silip koyduğum bardaklar.
Şimdi yok, bahçem yok.. Evim yok. Yuvam yok. Derdimden ördüm tuğlalar.. Karanlık adımlar. Gözlerim kapanır, kavuşurum evime, zifiri beni paklar.
Çünkü ne kadar karanlıksa ardım, yarınım, baktığım.. O kadar parlaktır yıldızlar.

M' Caner ÖZÇELİK


26 Şubat 2017 Pazar

Nedir?


En saklı tuttuğum kelimelerim, gizli kafesimde, nefesimde kaldı.
Aldığım, alıp içime çektiğim.. Yaşarım diye doldurduğum ciğerlerim, eskisinden beter soldu.
Üflerim, erirse.. Dilim kendine küstü.

Şimdi ben neyi nasıl konuşayım? Olmadığım biri gibi davranıp, olduğumu anlatma hakkımı kendi ellerimle kaybederken.. Olmayan şeyleri gören gözlerimden duyduklarıyla yola çıkan adımlarım. Yanlış yön. Yanlış yol.
Dur. Duramaz. Geç. Geçemez. Kaç olmaz, göçemez.

Aklımda, ruhumun en derinlerinde tuttuğum kelimeleri çıkarsam şöyle de gözlerin önüne sersem ne olur? Ne değişir artık..
Tutup kursam anca kendi kurulduğumla kalıp iki adım bile gidemeyeceğim kelimeleri etsem, bu oyuncağı kim alır?
Kırık. Bölük pörçük. Eski. Eksik. Artık.

O kelimeler ki öyle çok bekledi. Çürür zihnimde.. Şimdi ben o çürük meyveye nasıl uzanayım, ona nasıl dokunayım da o pis kokusu aklıma geldikçe ben bunu ağzıma, dilime, tadıma nasıl getireyim de edeyim.

Oysa bilinmez. Bilmezsin.
Sırtın dönüktü ilkinde görmedim.
Aklıma bir şiir düştü.
''Sanırım görmediniz; 
Şimdi şuradan geçti. 
Yazık görmediyseniz, 
Böcek gibi güzeldi.''*
Ardın dönüktü ikinci oldu görmedim.
Aklım şiirden düştü. 
Üçüncüye ben çıktım geldim yüzüne döndüm. Yüzün de bana dönüktü ama bir ışık işte.. Yanıp sönüyordu olduğu yerde.
Işık beni kör etmişti. Sonradan anladım.
Bu gördüğüm bir düştü.

Kendi içine kapana kapana, küçülmek yerine gitgide büyüyen bir yumru..
Ya çok sevmişsin ya sevgini vermekten korkup biriktirmişsin. Ya incitmişler kabuklar örmüşsün ya da bir bilinmezlik; sarıp kurutmuşsun.
Bu kütleydi benim gördüğüm. Güzelliğin senin olsun. İçinde doğmaya hazır o hal için göründüm ben kendi kabuğumdan. Kendi ışığımdan aydınlatamadığım yolumdan dönmem ama artık yürüyemem de bu yolda. Çıkmaz sokak. Devrik kaldırım. Çatlak asfalt. Kapkara zift.
Hangi adımı atsam batıyorum.
Kalbim diyor ki unut bu şiiri**, ben aksakta olsa atıyorum..

M' Caner ÖZÇELİK

--------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

*Özdemir ASAF - Yaşam adlı şiiri.
** Ahmet TELLİ - Kalbim Unut Bu Şiiri adlı şiiri.

Uğuldayan ve hep uğuldayan 
bir orman kadar üşüyorum şimdi 
yanlış rüzgârlar esiyor dallarımda  
yanlış ve zehirli çiçekler açıyor 
kanımda kocaman gözleriyle bir çığlık  

Su ve ses kadar beklediğim  
ne kaldı geride, bilmiyorum  
uzanıp uyumak istiyorum gölgeme  
ve sarınmak o kocaman gözlerin  
uğuldayan rüzgârlarına  

Bir acıyı yaşarım ve zehrinden  
çiçekler üretirim kömür karası  
uçurum kadar bir yalnızlık 
yaratırım kendime, atlarım 
Anısı yoktur küçük rüzgârların 
  
Yapraklarım yok artık kuşlarım yok 
büsbütün viran oldu dağlarım 
ezberimdeki türküler de savrulup gitti 
ömrümün karşılığı kalmadı sesimde 
sesimde yalnız ormanların gümbürtüsü 
  
Yanlış, daha baştan yanlış 
bir şiirdi bu, biliyorum 
ve belki ömrümüzün yakın geçmişi 
bu kadar doğruydu ancak, kimbilir 
Kalbim unut bu şiiri 

*Ahmet TELLİ