Görünen Köyün Kılavuzu

19 Eylül 2017 Salı

Kırık

 Kime emanet ettiysem bana bin parça, kör kırık, her parçası kanlar içerisinde kalmış halde; bak yapabildiğim bu marifetim bu eserim bu.. Şaheser.. miş gibi geri getirdiler.
 Ya da getirmek zorunda kaldılar.
Yalnız ondan içebildiğimi bilmeden ya da bilmezden gelerek, özenle silip tertemiz verdiğim bu candan bardağı..
Bir kedinin, sahibine avladığı fareyi getirmesi gibi, kendilerince yaptıkları akıl kârı, kabul edilebilir bir şey.. Bence leş. Temizlenmesi gereken leşlerdi o parçalar.

 Çünkü biliyordum o bardak bana gelene kadar tüm odalarda, aklımın odalarında, benim odalarımda, yaşananların anılarında tüm duvarlara çarpıla çarpıla kırılmıştı. Yani sadece kırılmamış.. Çarpıldığı duvarları da darmadağın ederek, arkasında buradan geçildiğinin izlerini kazıyarak, yakıp yıkarak adeta imzasını bırakarak bana gelene kadar, kendi ellerini parçalaya parçalaya ama benim kanımı akıtarak.. Öyle ulaşmıştı.

 Bardağın yani aklımın yani ruhumun yani bedenimin üstünde ki o sırlı çember neden onlara adeta bir ihanet arenası gibi gözükmüş, içtikçe çağlayacak yaşatacak bir okyanus kabı iken kendilerini öldürmek uğruna o arenadan galip gelmeye çalışmışlardı?
 Çünkü akan kan benimdi, sapladıkları kılıçlar benim bedenimi yaralıyordu. Midemi deşiyor, uyuyabildiğim her uyku sonu kusuyordum. Bir kez de değil üstelik.. Aklımın duvarlarına çarpa çarpa bardağın parçalarını birer kılıç gibi.. Defalarca..

Oysa bu bardak akan kanlar ile; kesilen kollara, başlara, dağılan hayatlara kaldırılacak zafer kadehi değildi.
 Oysa o bardak solacak olanlara bir kap değil, hayat verecek, yeşertecek can suyunu taşıyan benim aklım, bedenim, benim ruhumdu..
Dün neydi ki, bugün ney olsun.
Bardak kırıldı bir kez daha kırıldı, su çürüdü*.

M' Caner ÖZÇELİK


--------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
*Su Çürüdü
Ahmet TELLİ şiiri.
(....

3

İki şeyi bilmek istiyorum. (Belki aynı şeyi iki kere bilmek
istiyordum.) Duvarların rengi neydi? Derimin rengi neydi?
Dokunuyorum duvarlara; parmak uçlarımla, avuçlarımla,
dilimle dokunuyorum. Duvarların bir rengi olmalı. Ama hiçbir
duvarcının, hiçbir ressamın bu rengi bildiğini sanmam. Adı
yoktu bu rengin, kimyası yoktu. Belki renksizliğin rengiydi bu.
Çürüyen bir bedenin kokusuydu duvarların rengi...
Adımdan gayrısını bilmiyorum.
....)

Şiirin devamı için tıkayınız.

16 Nisan 2017 Pazar

Suda

 Hala nasıl da tutunurdum yaşamağa. Tutunmazdım. Hala neye.
Bilirdim, aramazdım, hem bulunmaz da.*

Unutmuşum kendime dediklerimi. Hatırladım. Hatırladım da..
Ah akıl. Akıllan da...

Suya girince sıkıca tutunur musun? Hem neye?
Sen de su sayana kadar kendini bırakırsın da, sen de kendini tuzla, maviyle, yeşille..
O seni kabul eder, o seni bağışlar, o seni temizler, o seni, o seni hem de...

Ve işte yüzersin, kulaçların götürecek seni gitmek istediğin yere.. Sırtında taşıdığın dağları indir de bir bak tepesinden kat ettiğin yollara..
Hem bak bu su seni bilecek hem bu su seni içine, bu su seni içine çekecek, bu su seni de..
Kanarsın. Kana. Kanamadığın kadar evvelinde. Evvel de..

Karaya çalar akan kan. Kara ya..
Temizler. Dibi. Temizdir. Dibin de. Dibi de..
Bu su, bak, bu aykırı, bu tirşe.. Yetişir. Yetişir de...
Karara
       Karara
                Kara.

M' Caner ÖZÇELİK



(*Aramam bulmak için. Bulunmaz da. Belki de yokdur. Ama isterim olmasını.
Özdemir ASAF - Kırılmadık Bir Şey Kalmadı 'dan esinlenerek..)

9 Mart 2017 Perşembe

Gel

 Hala nasılda uzanır göğe.. Neye tutunur da yıkılmadan durur. Yakınmadan..
Dağa mı özenir,  taşı mı kıskanır? Bassam kırılıp ezilir, tutup kaldırsam gücenir mi acaba.. Batık gemi, yıkık liman, sürgün forsa..
Acaba sen hangisinin benzer ahı ile düştün bu yollara.. Seni kim kopardı, sürüldüğün hangi toprak parçası şimdi.. Hangi gök için uzanıp uzanıp süründüğün. Ak güvercin, iğde çekirdeği, kuru dal parçası..

 Oysa bayram çocuğu gibi şendir gökyüzü.
Ben açarım ellerimi de tutunacak yer bulamam, çıkacak basamak ararım da takılıp düşerim. Kanatlarımı İkarus aldı. Sevincimi de ben toprağa gömdüm. Çünkü seni gördüm.. Sen göğü sabit tutan yaşam ağacı. Sen yeşerten ve yaşatan. Sen tüm ağaçların anası.

Kimi zaman kederden sağanak olur yağar da,
kurumuş nar hala kırmızı.

 Ey bükülmüş bel, taçsız hükümdar, gri parçası.. Ey bin kollu anadan kopmuş öksüz el.
Çabanı gördüm. Çabanı takdir ettim. Artık bırak kendini de dinlen bu amaçsız görevden..
Bak ayrıldın gövdenden, artık yalnız bacaksın adımsız.
Kolların doymak bilmez bebek gibi yapışmış memeye ama daha büyümezsin sen.
Görmezsen.

Biliyorum ev bir başkasıdır bazen.
Bir geç, bir göç, bir kedi, bir ses, bir sus
İki göz, bir duy, kar tanesi,
Hüthüt kuşları, incir ağaçları, limon sarısı, akan çatı
Toprak kokusu, her rengin taç yaprağı, beyazın aykırılığı ve grinin
Ve belki de kendine çekildiğin sular
Gel gitlerinle tabii, aşikar.
Ama en çokta söyleyemediklerindir evin.
En çok da bu yüzden susarsın ya,
Dilin damağın kurur da kopar.

Haydi gel.
Ama gel.
Fakat gel.
Şimdi gel.
Şu an gel.
Gecikmeyelim.

M' Caner ÖZÇELİK

6 Mart 2017 Pazartesi

Kopuk

 Ben bahçeler içinde büyüdüm. Beton basamaklar yorar beni.
Yeşiller, sarılar, uzundu geceler. Ceviz ağaçları, kavaklar, üzümler, asmalar, aslanağzı zambaklar.. Böğürtlen ağacının yetiştiği sulak topraklarda yürüdüm.
Yürümezsem gene, limon ağacı sorar beni.
Hem sonra kim şaşırır benim yerime, geceyi yarıp aydınlatarak incir ağacının göğe açtığı kolları arasından atlayan beyaz gelinciğe?

 Şimdi yüküm ağır, yüküm hepsinden. Nefesim kesilir çıktıkça, kafesim kısılır. Kapana kapana dört duvar.. Birinin ortasında bir delik, dışarıyı içeri taşırım sanar. Ses etmem. Birinde başka büyükçe bir yarık, çeker giderim sanar. Oysa bir başka dört duvar. Susarım.
Kapanır kapılar da bakakalırım. Kapılar birer birer. Duvar.

 Ayrık otları anamdır özlemini çektiğim, aslanağzı zambaklar babam sakallarına aklar düşürdüğüm.
Ellerini mi bıraktım kayboldu? Zamanlar mı çabucak geçti?
Eminim kırdı gene bir camı, kırık parçaların korkusunda uyuyakaldı.
Şuralarda bir yerlerde çocukluğum da olacaktı.

İncirin sütü yavan, limonun tadı eskiden ekşiydi, şimdi ekşidi hepsinden.
Eskiden her şeyi verirdi toprak, şimdi yükü benden ağır. Çatladı sabrından, kuru güllerini döker.
Yetişen yok ki işinden, herkesin başından aşar.

Bir avuç alsam eksilir mi okyanus? Bir taşını düşürsem devrilir mi dağ? Semadan bulutlar yağdırır da temizler, peki ya koca göğü ne yıkar?
Belli ki insanı ne yıkarsa.. Keder.
Ama değer.

Yazdıklarım yaşadıklarım mı yoksa yazdıklarımı mı yaşıyorum? Taşıyorum. Paramparça şimdi özenle silip koyduğum bardaklar.
Şimdi yok, bahçem yok.. Evim yok. Yuvam yok. Derdimden ördüm tuğlalar.. Karanlık adımlar. Gözlerim kapanır, kavuşurum evime, zifiri beni paklar.
Çünkü ne kadar karanlıksa ardım, yarınım, baktığım.. O kadar parlaktır yıldızlar.

M' Caner ÖZÇELİK