Görünen Köyün Kılavuzu

4 Aralık 2017 Pazartesi

Binikinci Gecenin Masalı

 Yağmur dediğin kelimeden ibaret değilmiş, ıslatırmışta. Bulut kendinden olana bile dokunamaz, dokunursa diğeri küser, is'e çalarmış rengi. Bir fırtına bu işin peşine, düğümü bin şimşek ancak çözermiş. Korkudan nehirler yataklarından kalkar, bir yarış, ırmaklar önce ben diye akarmış. Aslında toprak kendini kuru istemez ama sudan korkar sonunda çamura yatarmış. Çamur ister miymiş kendinden çıka çıka insan çıksın. İnsan gene de çıkar, ben olmasam haliniz niceydi der gibi hepsine üstten bakarmış.

Dünya denen dönüyormuşsa, o elinden tutup gezmeye çıkarmıştır.
Mevsimler renkten renge çalıyorsa kendini biçare, onun peşine takılmıştır.
Oldum sanır utanmaz, sanır ki o'dur olduran.
Koca sema bir aynadır güzelliğine, hep kendine tutar.
Kuşları o uçurmuştur birer, bulutları beyaza o boyamıştır.
Güneşi dokuz ay o taşıyıp doğurmuştur.

Ah varsın insan varsın.
Eksilmeden en çok sen varsın bu ele gelmez kürede.
Her gün kendinin tekrarısın, kendine.
Gene de yeni davranırsın.
Şimdi hangi toprak eksin seni?
Hangi yağmur yağsın?
Kim doğursun seni?
Hem kimden?
Nicedir,
halin?
Yok
ol..

M' Caner ÖZÇELİK

29 Kasım 2017 Çarşamba

Su

1.

Göz görür gönül
Elin değer sabır
Su akar yolun
Artık sıra senindir.
Yağmur yağacağı inceliği
Sözünde arar.

Dikkatle dinlersen
Kirpiklerinden havalanan kuşların
Cıvıltısıdır
Yere düşen damlalar.

Su gönlün sesidir,
Telaşlı, ürkek.

2.

Bulut beyaz
Gök uluysa
Ve maviyse deniz
Niyeyse
Uçsuz bucaksızsa
Belki bir keresinde
Ağlamışlığındır sebebi
Bir daha olmasın diye
Orada bir yerde
Bekler durur okyanus

Bir kelime bir kelamın
Adımı duysam sesinden
Gönlümün kuraklığı sesinle ıslanır
Yetişen ne varsa eserin
Su gönlüm sesindir

3.

Dağlar bu tepesi uçurum
Devrilmiyorsa bir düzlükten
Bir başka düzlüğe
Dirayeti; sabrım.
Belirsizliğin kıyılarına çarpa çarpa
Su akıyor ama yitip gitmiyorsa,
Hakkın; hukukum.
Tüm sessizliğiyle kelimelerin
Sana susuyorum

Kırıldım.
Kabuktan..
Yüreğim çocukluk sobam
Attığım adım peşine
Su gönlüm senindir

4.

Yitip gittim bir bakışın
Sonsuz görüntüsünde
Sen hep öyle kal
Sen hep öyle
Sen hep,
Eksik dize.

Dilimden döküldün.

M' Caner ÖZÇELİK


13 Kasım 2017 Pazartesi

Sevgiye Saygı Kuşağı**

 Akdeniz ikliminde yeşeren bir umuttun sen. Kocaman gövden ve sonrasız dalların ile nereye uzansan bir cennet bahçesine çeviriyordun orayı. Kurumuşluğa akıp yetişen su gibi minnet duyuyorduk sana. Sen kendinden önce yeşerten ve yaşatan, kendi yanarken güneşe meydan okuyup gölgeler açtıran ve tüm karanlığı kovmak için güneşin kendisi olan kızıl iklim, al rengi şafakların, ufukları birleştiren gök ve bütün yeryüzü.

 Bitkinliği bitiren, dar vakitleri oyuna çeviren bir dirayettin sen. Sabrın son sınırı gönlün kadar yüce bir erdemdi, hiç aşmadığın. Kızgınlığın görülmüş şey değildi çünkü hüner bildiğin sabrın kendisiydi, öfke değil. Seni görenin gözü açılır, beli dikleşirdi. Selama duran ayçiçekleri gibi bir renk alırdı gülümsemek. Aydınlığın tarifi yapılırken baş köşe de oturandın sen. Adım attığını yol, ağzından çıkanı yordam bildim. İşin iyisini, ahlakın güzelini, sevmenin yücesini senden öğrendim.
Sırtımızın peki karnımızın tokuydu şüphesiz adın.

Eğer olur da bir gün umutsuzluğa düşer ve yolumu kaybedersem.. Hiç üzülmem. Çünkü ne kadar uzasam ve uzansam da biliyorum ki dünyanın en yüksek tepesi hala senin omuzlarındır Babam.

 M' Caner ÖZÇELİK

**Tüm sevgi ve saygımla; Altan isimli yıkılmaz bir dağ olan babam için.

Sevgiye Saygı Kuşağı*

 Öyle zayıftı ki.. Bir bakmayla ardında bıraktığı tüm hayal kırıklıklarını görebilirdiniz. Altından kalkamayacağınızı düşündüğünüz acılar mı yaşadınız? Onun yaşadıkları altından kalkılamayacak acılardı. Farkındaydı. Ama biliyordu ki bunu istemezdi o, giderken.. Belki son bakışında bunu sezmişti, bunu hiç konuşmadı. Küçük bir çocuğun küt saçlarında ve iki hecelik sesinde kaldıramayacağından fazlasını kaldırıp atmanın gücünü bulmuş yaşama tutunmayı bilmişti. Üzüntü, keder, dert ve onu çevreleyen tüm sıkıntılar yangından fırlamış kor taneleri gibi üzerine yağar, sığındığı tek yuva; yüreğine vururken alevler, saçları yanmışlığın rengini alıp kömür karaya bürünmüştü bile. O farkına varamadan, yıllar, kasvetiyle geçiyordu.

 Yorgunluk ve yılgınlık saçlarına aklar düşürecekken ona doğru koşan bu büyümüş, sesi toklaşmış ama ağzında hala aynı iki hece ile seslenmeyi kendine yuva edinmiş bir kız çocuğu ellerini tutunca o da aynı şekilde tutunmayı seçti yaşama. Ve hayat, adına yaraşır birini hayatına soktuğunda, o, gözlerinde akdeniz iklimiyle geceyi batırıp yeni günü getirdiğinde, saçları, yeni bir doğumun başlayışın da ki kızıllığı almıştı çoktan.

 Şimdi ki sıkıntıları eskisinden hatta eski zayıf halinden daha hafif belki.. Söz gelimi mevsim geçişlerinde yapraklarına üzülmesi gibi bir ağacın. Küllerin her nefesiyle sağa sola savrulduğu bir penceresi açık yürek evinde o ağlayan sevgi büyüdü ve dile geldi, söylemeden duyan kulakları sesiyle irkildiğinde belki o da buna hazır değildi fakat o ve umut, küllerin içinden yükselen bir el gibi açıyor çiçeklerini ve yeniden atan bu kalp, yalnız kendi için değil, dokunduğu, bir şekilde yaşamına dahil olduğu herkes için yeni günün doğuşu gibi aydınlık saçlarına parlak bir şafak rengini veriyor.

Ah bir gün bir Tanrıya inanmam gerekirse, ona adınla sesleneceğim Anne.

M' Caner ÖZÇELİK

*Tüm sevgi ve saygımla; Şafak isimli güzel kadın annem için.