Görünen Köyün Kılavuzu

26 Şubat 2017 Pazar

Nedir?


En saklı tuttuğum kelimelerim, gizli kafesimde, nefesimde kaldı.
Aldığım, alıp içime çektiğim.. Yaşarım diye doldurduğum ciğerlerim, eskisinden beter soldu.
Üflerim, erirse.. Dilim kendine küstü.

Şimdi ben neyi nasıl konuşayım? Olmadığım biri gibi davranıp, olduğumu anlatma hakkımı kendi ellerimle kaybederken.. Olmayan şeyleri gören gözlerimden duyduklarıyla yola çıkan adımlarım. Yanlış yön. Yanlış yol.
Dur. Duramaz. Geç. Geçemez. Kaç olmaz, göçemez.

Aklımda, ruhumun en derinlerinde tuttuğum kelimeleri çıkarsam şöyle de gözlerin önüne sersem ne olur? Ne değişir artık..
Tutup kursam anca kendi kurulduğumla kalıp iki adım bile gidemeyeceğim kelimeleri etsem, bu oyuncağı kim alır?
Kırık. Bölük pörçük. Eksik. Eski. Artık.

O kelimeler ki öyle çok bekledi. Çürür zihnimde.. Şimdi ben o çürük meyveye nasıl uzanayım, ona nasıl dokunayım da o pis kokusu aklıma geldikçe ben bunu ağzıma, dilime, tadıma nasıl getireyim de edeyim.

Oysa bilinmez. Bilmezsin.
Sırtın dönüktü ilkinde görmedim.
Aklıma bir şiir düştü.
''Sanırım görmediniz; 
Şimdi şuradan geçti. 
Yazık görmediyseniz, 
Böcek gibi güzeldi.''*
Ardın dönüktü ikinci oldu görmedim.
Aklım şiirden düştü. 
Üçüncüye ben çıktım geldim yüzüne döndüm. Yüzün dönüktü ama bir ışık işte.. Dönüp duruyordu olduğu yerde.
Işık beni kör etmişti. Sonradan anladım.
Gördüğüm bir düştü.

Kendi içine kapana kapana, küçülmek yerine gitgide büyüyen bir yumru..
Ya çok sevmişsin ya sevgini vermekten korkup biriktirmişsin. Ya incitmişler kabuklar örmüşsün ya da bir bilinmezlik; sarıp kurutmuşsun.
Bu kütleydi benim gördüğüm. Güzelliğin senin olsun. İçinde doğmaya hazır o hal için göründüm ben kendi kabuğumdan. Kendi ışığımdan aydınlatamadığım yolumdan dönmem ama artık yürüyemem de bu yolda. Çıkmaz sokak. Devrik kaldırım. Çatlak asfalt. Kapkara zift.
Hangi adımı atsam batıyorum.
Kalbim diyor ki unut bu şiiri**, ben aksakta olsa atıyorum..

M' Caner ÖZÇELİK

--------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

*Özdemir ASAF - Yaşam adlı şiiri.
** Ahmet TELLİ - Kalbim Unut Bu Şiiri adlı şiiri.

Uğuldayan ve hep uğuldayan 
bir orman kadar üşüyorum şimdi 
yanlış rüzgârlar esiyor dallarımda  
yanlış ve zehirli çiçekler açıyor 
kanımda kocaman gözleriyle bir çığlık  

Su ve ses kadar beklediğim  
ne kaldı geride, bilmiyorum  
uzanıp uyumak istiyorum gölgeme  
ve sarınmak o kocaman gözlerin  
uğuldayan rüzgârlarına  

Bir acıyı yaşarım ve zehrinden  
çiçekler üretirim kömür karası  
uçurum kadar bir yalnızlık 
yaratırım kendime, atlarım 
Anısı yoktur küçük rüzgârların 
  
Yapraklarım yok artık kuşlarım yok 
büsbütün viran oldu dağlarım 
ezberimdeki türküler de savrulup gitti 
ömrümün karşılığı kalmadı sesimde 
sesimde yalnız ormanların gümbürtüsü 
  
Yanlış, daha baştan yanlış 
bir şiirdi bu, biliyorum 
ve belki ömrümüzün yakın geçmişi 
bu kadar doğruydu ancak, kimbilir 
Kalbim unut bu şiiri 
  

23 Şubat 2017 Perşembe

Şiir Zaman Sonra Uzun

Güneş ısıtırdı eskiden.. Şimdi yakıyor.
İkarus duy beni;
Taştan kanatlarımı çöz.
Öcünü alacağım.

Omnia

Hayatım kendimi yediğim bir yılan.
Hangi yalan daha çok incitti bilmeden tükürdüğüm.
Yorulan. Yoran..
Bağıran kendine ya da susan..

Omnia Fui

Kartal dağın başından havalandı,
Kurtlarımı deşecek, ciğerimi sökecek.
Gözümden düşecek.
Gözlerine bakma. Gözleri yalan.

Omnia Fui Nihil

Devrilir devran
Katran boya üzerime dökülür.
Batar diken etimi kanatır.
O yol gidilecek gibi değil.

Omnia Fui Nihil Expedit*

M' Caner ÖZÇELİK


*Omnia Fui Nihil Expedit; Her şey idim, hiçbir şeye değmezmiş.

10 Şubat 2017 Cuma

Deneme - Saklambaç

İki kişilik bir çocukluk sen ile bende ki.
Sonra birden oyunlar oynamak oluyor bir anda ikimizde ki.

 Sen ilkin bir duvara gidiyor oluyorsun ben durdurup ağaca yaslıyorum seni. Ona kadar say diyorum, saklanmak için hızla ağacı geçiyorum, sonra bir başka ağacı geçiyorum, duvarı geçiyorum, sen daha başlamadan ben çoktan güneşi geçiyorum, sonra saat günü geçiyor sen daha yeni saymaya başlıyorsun. Sen saymadan daha ben saymadığım bir çok şeyi daha geçip saklanıyor oluyorum, saklanıyorum ya çok iyi saklanıyor oluyorum.

Ona kadar say diyorum, yanlış anlıyorsun beni o sıra, ben şimdi sen sayarken daha yeni anlıyorum.

 Çünkü sen on diyorsun ilkin, o ikinci geçtiğim ağaç soluyor, dokuz diyorsun o geçtiğim duvar var ya yıkılıyor-toz oluyor, sekiz der demez güneş doğuyor, yedi-altı-beş derken gereksiz hızlanıyorsun, hızla geçen arabalar kazaya sebep oluyor, dört deyince mevsimler geçiyor sayıya istinaden, üç diyorsun iki geçiyor, o saymadığım ne varsa orada sen onları geçiyorsun yerinden kıpırdamadan..
Bir der demez yaslandığın ağaç soluyor..

 Saklanıyorum ya çok iyi saklanıyorum, belki bakmadığın yer kalmıyor sanıyorsun. Ben tam sen sandığın sıra, en bakmayacağın yerde oluyorum bir anda, bir kedinin gözü oluyor saklandığım, bir kuşun kanadında çırpınıyorum görünmemek için, bir adada oluyorum, bir gemi geçiyor karşıya, gemide oluyorum-karşıya geçiyorum.

Sonra ben senin beni yanlış anladığını anlıyorum, daha yeni anlıyorum.

Sana karşıdan bakıyorum;
Sıfır demenle ben.. Başlaman gereken bir oluyorum.

M' Caner ÖZÇELİK

20 Ocak 2017 Cuma

Deneme - Yetişemedim

 Ensemden alnıma çıkan bir kurşunla vurulmuş, bir ayna karşısında henüz yitirmediğim görme yetimle kendimi izliyordum. Oldukça kırmızıydım. Yaptığınız onca kötü şeyde duymadığınız utancın vereceği kızartıyı düşündüm, hepsi bir anda suratıma yerleşmiş gibiydi. Güldüm. En azından öyle sandım fakat suratımda ki kaslar işlevlerini kaybetmekteydi, güldüğümü göremedim.
 Ölmekte olan birisiydim ve ölmekte olan birisine son göreceği kişinin ben olma hakkını vermedim. Kendimi kapıya kadar geçirdim ve benim olmayan bir sokaktan dışarı çıktım.

 Karşımda yüzlerce insan vardı, toplasanız on kişi ederlerdi. Üşenmedim hepsine saati sordum, inanır mısınız bilmem -inanmayın- bir tanesinde bile saat yoktu ve sorumun cevabı ellerinde kalmamıştı. Kendi koluma baktım, nabzım atıyordu, saatin olması gerek bileğime baktım ve evet şu an saat altı dedim, saat altı oldu. En gerekli kısmı eksik yazdım. Anlamadınız. Virgül eksik dedim, ipin ucunu kaçırdınız. Önemli değildi. Saate altı diyordum altı oluyordu. Günlerden çarşambaydı ve hava biraz bulutluydu.

 Karşımdan geliyordunuz, yüzsüzce.. Doksandokuza kadar saydım.. Bir adım daha.. İşte o zaman okuyabildim yüzünüzde ki şiddeti. Niyetiniz beni öldürmekti. Çok geç olunca anladım.
Elinizde silah yoktu fakat silah tutan bir arkadaşınız vardı. Çoktan arkama geçmiş silahı enseme dayamıştı. Ona en büyük arzumu siz söylemiş olacaksınız ki namluya alnıma doğru bir eğim vermişti.
Saat altıyı çoktan geçmişti. Artık bana ait olmayan bir zaman dilimindeydik. Önemli değildi.

Kurtarın beni yalnızlığımdan dedim.
Duydunuz.
Yalnız kaldım.

M' Caner ÖZÇELİK