Görünen Köyün Kılavuzu: Kabuk

11 Aralık 2016 Pazar

Kabuk

Yazık. Gerçekten yazık. Tüm bu çabasına yazık bu kabuğun..
Ne oldu bilmiyorum, ellerimden birisi kanıyordu. Hangisi olduğunun önemi yok, ikisini de seviyordum.
 Şöyle baktım, nerede ne olabileceğini düşündüm. En son ne zaman canım yandı diye düşünüp dururken, annemin yüzüydü gördüğüm. En son doğduğumda acımış canım meğerse. Sonrakiler neydi madem? Gene acılardı fakat ilkiyle baş edebilecek kadar güçlü değiller miydi?
O zaman ağlamamışım. Gözlerim feldir feldir açık, etrafı gözetmişim. Ciğerlerim açılsın diye bir şaplak.. O günden beri bu bitmek bilmez zehri içime çekerim, yaşamak denilen..
 
yazık.. küçük harflerle. Y.t.k kelimelerle yazık. Demircinin çekiçle dövdüğü candaşı gibi dövünüp duran, olmak için mi ölmek ya da ölmemek için mi çırpınıp durduğu belli olmayan bu kabuğun hırsına, azmine, emeğine yazık. Açılıp duran gözeneklerine, terleyip kendini temizleyişine, rüzgarla giyinişine, geceyle.. Ve gündüzle uyanışına yazık. İnanın bana.

 Ellerimden birisi kanıyordu. Kanın nereye gittiğini izledim bir vakit, gitmiyordu.. Topak topak birikip, yer çekimine meydan okuyordu. Elim sanki boğaydıda, ben çevirdikçe izleyicileri coşturmak için daha sıkı tutunuyordu tenime. Yazık dedim gene. Kırmızına yazık. Bak dedim bu kırmızı yüzlerde olmalı ki utanılacak şeyler yapanları ele versin. Ama kimse utanmazsa ben ne yaparım dedi. Şuna bak hele. Hem akmıyor, hem güçlü, hem cevap veriyor. Utandırdı beni.

Kanayan sağ elimdi. Şimdi geldi aklıma. Görünmez bir terzi, sonradan görünecek ipliğiyle uzun uzun, önün de bitmek bilmez bir ömür varmış gibi sabırla o küçücük yarayı birbirine dikiyordu. Bir süre onu seyrettim. Ama hemen bitsin istediğimden, gözlerimi başka şeylerle oyalamak için çevirdim. Terzi buna bozulmuş olacak ki her zamankinden geç iyileşti yaram. Şimdi inanın görseniz, kıpkırmızı elim. Soğuktan, kuruluktan, iyi gelmeyen merhemlerden.. Belki de işini yaptırdığı terziye benim yüzümden mahçup oluşundan.. Terziler iyidir. Keşke herkes kendi elbisesini kendi dikebilse. Herkes kendinin terzisi olsa da..Herkesin rengi bir belli olsa. Belki de hiç giyinmesek.
Hangi canlı giyiniyor insandan başka, hangi aslan sıkılmış kürkünden, hangi dişisi rengini değiştirmiş. Hangi deve sahra çölünde az daha koyulaşayım diye uzanıp ta güneşin önüne, bitirene kadar vücudunda ki yağları gerim gerim gerilmiş? Sorarım.

 Bilmem ben buralara nerden geldim. Kabuğum benim. Onulmak bilmez asil yaram. Ve benim en işlek, en işlevsel parçam. Sen ki beni taşıyıp götürürsün gideceğim yere ama sana araçsın diyemem. Sen ki korur kollarsın ama sana canımı emanet edemem. Sen ki yorulursun, bitap düşersin, hasta eder hasta olursun, sen ki bitmek bilmez sıkıntılarınla, dokunduğun her şeye aldığın tavrın, gösterdiğin tepkinle, sen ki düşe kalka bu koşuşturmaca da beni nihayete vardıransın. Seni ne tam severim, ne senden tam geçerim. Sana bakarım da, beğenemem. Senden içeri bakmama izin ver. Senden içeri bakmalarına izin ver.
Kırıl kabuk, çözül düğüm, bu benim kendimde gördüğüm dıştan parlamak değil, içimden gelen ateş.
Saçıl, göster kendini, küçük bir yarıktan atıl üzerine, kim ki sana yakın gelir kabuğunun o kırık yerinden süzülen ışığıyla.
Karış kabuk, kendin gördüğüne.

Ama ne yazık.. Sen benim değer vermediğim dışsal çehre, sen herkesin en değerli hazinesisin sürüp giden zamanda. Sen üzerine kat kat alçı, beton ve sıva vurulan. Sen kaçak katlar çıktığı herkesin batmak için diğer gözlere. Sen üzerine en çok düşülen ama nimet sayılıp basılmayan, alna üç kere götürülüp öpülen, sen baş üstünde tutulan en kıymet verilen kitap..
Ama yalnız kapaksın sen. Ama yalnız. Âmâ sen.

Yazık kabuğum. Yazık sana. Benim gibi bir kıymet bilmeze denk geldin. Sana değil de içinde tutuğun o vahşi hayvana eğildim ben. Ehlileşsin diye. Eğittim de hem. Öğrettim de. Olmamak için gereken neyse. Şimdi O ve ben sana duacıyız. Sen, isteriz ki bizim yok oluşumuz da dökülüp durduğun şu toprağa karışır da kendi rengini katarsın. Sen ki o toprağı işlersin de neler yetiştirirsin kim bilir. Ama biliyorum senin ne tadın olur ne tuzun, ermemişsen henüz, yoksa çatlağın şöyle göze patlamaya hazır gibi görünmüyorsan.. Şöyle gözü kamaştırmıyorsan taşan ışığınla..
Ayıp sana.
Sen en vahşi hayvansın.
Yazık sana.

M' Caner ÖZÇELİK
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Ellerin dert görmesin.