Görünen Köyün Kılavuzu: Balina

13 Aralık 2016 Salı

Balina

 Kendi gözyaşım sanardım okyanusları. Çünkü bilemezdim balinanın aklından geçenleri ve kederlenirdim. Bu kederden durmadan ağlardım da denizlere rengini kendim verdim sanardım.
Oysa mevsim bile benden habersiz değişirdi de yeşille, kahverengiyle ben, içlerinde dayanamayıp sararıp ilk kopan olurdum. Anlamazdım.
Okyanuslar hep tirşeydi. Ben, yetişirsem sanırdım.

 Ben düşünür dururdum, siz düşünüp durur musunuz, siz neden düşünüp durmazsınız, neden, bir durun düşünün isterseniz. Balinalar ne düşünür durmadan.
Doğar doğmaz atılıp ta gittiği yer neresidir. İlk gördüğü koca mavna, bu batmış ta kendi halinde dibe çöküyor gibi duran acılı yük gemisi, bu kanlar içinde rotasını yitirmiş gibi debelenip duran denizaltını nasıl tanıdık bulur da yanına sokuluverirdi çabucak. O koca kabuk içten de dıştan da aynı mı görünmüştür bu gözlerini yeni açmış varlığa? Nedendir bu? Dururum da.. Kederimden ağlarım hep.

 Şimdi bir uçurumun başında bu kavuşmayı seyrediyorum gözümde yaşlarla. Bu koca derinlik, bu güneşin çeyizlerini serdiği ipek örtü, bu üzerinde ki her şeyi içine katıp sır yapmak isteyen gelgitleriyle dağa taşa şekil veren bu söndüren ateş..
 İnanın ne yapsa kendim ve olamayışımın arasındaki uçurumu dolduramaz, o yüzden suratımda başka bir şaşkınlıkla izliyorum güneşten gelip çarpan bu kırılmaları. Bin parçaya saçılmış bir ayna gibi. Asla toplayamazsın. Toplasan da bir bütün etmez artık. Etse de kendini göremezsin. Görsen de o çoktan bir başkası olmuştur. İnkar edemezsin.

 Balinalar inkar eder mi sorsam. Dili mi bilir mi? Dibi bilir mi? Dibi ister mi? Neden bazen bu dibe dalışları, merak mı eder? Bize sınırsız gelen bu deliliği O sınırlamak mı ister acaba. Yoksa sınırsızlığından emin olmak mı? Ne fark eder. Bilemedikten sonra aklındakini.

 Şimdi akan son yaşımdan önce, hızla düşüyorum durduğum uçurumdan, düşüncemden. Ne kadar derin umursamadan.
Düşüpte vardığım, kanlar akıtıp kendimi yeniden oracıkta doğurduğum ve düşen damlamla temizlenip yeniden ayağa kalktığım bu kuru toprak sizin yeni gün dediğiniz şey.
Hızla atılıp gittiğim bir yer yok. Tutunmam gereken bir dal yok. Sarılmam gereken beden yok. Ödemem gereken bedel.. Yok sanıpta bunca yıl.. Peşin peşin meğer...
Geri dönüşü yok.

 Oysa tırmanmam gereken bir gece, erkenden varmam gereken bir tepe var. Güneş hızla kendini tüketmeden. Tüketmeden bakışlarıyla diğerleri ışıklarını..
 Geceye varıp ta huzura vardırmam gereken düşlerim var. Yarına düşüşlerim..
Siz düzlüklerde yarışadurun ben tepelere varım ve varırım ancak. Balina dipsiz derinliklere. Onun da niyeti benimle aynıdır fakat yönü farklıdır. Artık ne yapsam bilemem. Bilsem anlayamam. Ben tırmanırım da düşlerim, hem de düşerim diye korkmadan. Düşürürüm belki yanımda getirdiğim ne ise de, durup düşenleri toplayamam.

 Bu içinizde  duyduğunuz ses, o şıp şıp akan ve düştüğü yerde yapışıp kalan kirli şey..
Ne benim gözyaşımdır ne de yağmurun sesi.
O paslı bir oyukta biriken suyun duruşu bile değildir.
Nasıl düşsün bir balina kendinden küçük bir deliğe.
Ona dipsiz bir derinlik gerek. Bir delilik.
Bundandır kıyınıza vurdu tüm doğurduklarım.
Benden bu kadar.
Düşemem daha.

M' Caner ÖZÇELİK


Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Ellerin dert görmesin.